Hepimizin aklında mutlaka hayata geçirmek istediği ticari nitelikte ‘bu işi yapsam kesin tutar!’, ‘şöyle bir ürün üretsem herkes kullanır’ ‘kendime ait küçük bir yerim olsun bana yeter’ dediğimiz bir süreci olmuştur. Kim istemez ki kendi işinin patronu olmayı, esnek çalışabilmeyi, emir almadan tamamen kendi inisiyatifini alabilmeyi….  İşte bu noktada son yıllarda duyduğumuz ve daha çok duyacağımız kavram öne çıkmaktadır. Girişimcilik…. Peki nedir girişimcilik? İktisadi olarak baktığımız zaman emek, sermaye ve insan faktörlerini kullanarak bir fikri hayata geçirme, onu ticarileştirme aşamasıdır. Ürününü ya da hizmetini piyasaya sunarken kar gütme amacı vardır. Şimdi ilk sorduğumuz sorulara dönersek, gerçekten girişimi hayata geçirmek kendi işinin patronu olmak kolay mı? Ve neden her iş fikri ya da projesi olan kişilerin hepsi bunu hayata geçirme aşamasında gerçekleştiremez? İşte bu nokta da girişimci kişilik ön plana çıkmaktadır. Girişimcinin en önemli ve olmazsa olmazı risk alabilen bir yapıya sahip olmasıdır. Girişimci riskleri göz önünde bulundurarak önüne çıkan fırsatları iyi değerlendirebilir bir bakış açısına sahip olmalıdır. Piyasadaki, pazardaki açıkları gözlemleyip bu açıkları fırsata çevirip çözüm üreterek öncü olabilmelidir. Girişimcinin planlarını hayata geçirirken en çok ihtiyacı olan faktör tabi ki sermaye olacaktır.  Peki bu sermaye hangi kanallardan temin edilebilir? Girişimcinin kendi öz sermayesi yoksa genelde fikirlerini hayata geçiremeyeceğini düşünür, ancak bu yanlış bir düşüncedir. Çünkü girişimci kendi öz sermayesi dışında, devlet desteklerinden, melek yatırımcılardan da sermaye elde alabilir.

Gelişen ve sürekli değişen dünyada girişimcilikte sürekli olarak evrilmektedir. Teknoloji sürekli değişiyor ve insanlar üretileni hemen tüketme alışkanlığını oluşturmuş durumda. Artık geleneksel girişim türlerinden ziyade daha teknoloji odaklı ve katma değer ürünlerle inovatif düşüncelerle üretilen ürünler girişimler bulunmaktadır. Ancak bu durumda da hız çok önemlidir. Çünkü bazen aklımıza gelen bir iş fikri bir ay sonra uygulanmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonrasında ise “ama bu benim aklıma gelmişti” demekten başka yapabileceğimiz bir şey kalmaz. Girişimcilik özünde bir serüvendir. Bu serüvende her zaman düz bir süreçle karşılaşmamız pek de mümkün değildir. Başarı grafiğimiz inişli çıkışlı olacaktır ki bu çok doğal bir durumdur. Yükselme ivmemiz hızlanmışken biranda düşüşe geçebilir, durağan bir süreçten ya da bittik dediğimiz bir noktadan bir anda yükselişe de geçebiliriz. Burada ki kilit nokta kaynağımız ise motivasyondur. Girişimci tüm gücünü motivasyondan almalı, düşüşlerde tabiri caizse havlu atmamalı, ringde kalmaya devam etmelidir. Piyasa koşulları sert dalgalı bir seyir halindeyken duruşumuz bizim kaderimizi belirleyecektir. Tabi bu duruşta tek olmamalıyız, girişimcilik aynı zamanda ekip işidir. Herkesin her konuda bilgisi olamayacağı gibi böyle bir zamanı da yoktur. Girişimimizi hayata geçirirken liderliğini yapacağımız ekip de bizi destekleyebilecek kişilerden oluşmalı ve organizasyon yapısını personel niteliklerine göre şekillendirmeliyiz.  

Sözün özüne gelirsek; girişimcilik dünyasına adım atarken, gözlemlediğimiz fırsatlara çözüm üretebilmeli, sermayemizi hazırlamalı veya sermaye kaynaklarımızı bulmalı, içimizdeki girişimcilik ve liderlik ruhunu ateşlemeli, iş kurmanın eksilerini artılarını listelemeli, ekibimizle birlikte pazarı iyi dinlemeli ve analiz etmeliyiz.